Tüketici hukuku, modern ekonomik sistemlerin en dinamik ve sosyal yönü en güçlü hukuk disiplinlerinden biri olarak, piyasa aktörleri arasındaki güç dengesizliğini gidermeyi hedefler. Bu yazımızda 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (“TKHK”) ve ilgili ikincil mevzuatın 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren hükümlerini, Yargıtay’ın emsal kararlarını ve idari uygulamaları derinlemesine analiz etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 172. maddesi, “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder” hükmünü amirdir. Bu madde, tüketici hukukunun kamu düzenine ilişkin olduğunun ve tarafların iradesine bırakılamayacağının en üst normdaki kanıtıdır. 2026 yılındaki yasal düzenlemeler, devletin bu “koruyucu” rolünü, değişen ekonomik koşullara (enflasyon, dijitalleşme) adapte etme çabasının bir ürünüdür.
1. Tüketici ve Satıcı Kavramlarının Hukuki Niteliği
6502 sayılı Kanun’un uygulanabilmesi için işlemin bir tarafında “tüketici”, diğer tarafında ise “satıcı” veya “sağlayıcı” bulunmalıdır.
- Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişidir. Burada belirleyici olan “amaç” unsurudur. Bir avukatın bürosuna aldığı klima “mesleki” amaç taşıdığı için Ticaret Kanunu’na tabi iken, evine aldığı aynı klima Tüketici Kanunu’na tabidir. 2026 yılında, özellikle “freelancer” çalışanların ev-ofis harcamalarındaki gri alanlar, THH kararlarıyla netleşmeye başlamıştır.
- Satıcı/Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da hizmet sağlayanlardır. Belediyelerin su hizmetleri veya özel okulların eğitim hizmetleri bu kapsamdadır.
2. 2026 Yılı Tüketici Hakem Heyetleri Yapılanması ve Yargı Yolu
Tüketici uyuşmazlıklarının çözümünde Türk hukuk sistemi, “kademeli yargılama” modelini benimsemiştir. Bu modelin ilk ve en önemli basamağı, mahkeme öncesi zorunlu idari başvuru mercii olan Tüketici Hakem Heyetleri’dir. 2026 yılı, bu heyetlerin yetki sınırlarının ciddi oranda artırıldığı bir yıl olmuştur.
2.1. Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Sınırı
Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan tebliğ uyarınca, 2025 yılı için belirlenen %25,49’luk yeniden değerleme oranı esas alınarak, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere THH başvuru sınırı 186.000 TL (Yüz seksen altı bin Türk Lirası) olarak belirlenmiştir.
Bu rakamsal güncelleme, hukuki pratikte şu sonuçları doğurmaktadır:
- Yargı Yükünün Azalması: Cep telefonu, bilgisayar, mobilya grubu ve beyaz eşyaların önemli bir kısmı, doğrudan mahkemeye gitmek yerine hakem heyetlerinde çözüme kavuşturulacaktır. 186.000 TL, ortalama bir tüketici sepetinin çok üzerindedir ve uyuşmazlıkların %90’ından fazlasını kapsamaktadır.
- Mahkemeye Erişim Yasağı: Değeri 186.000 TL’nin altında olan uyuşmazlıklar için Tüketici Mahkemesi’ne doğrudan dava açılması mümkün değildir. Açılan davalar, “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddedilir. Bu, kesin bir yetki kuralıdır.
- İl ve İlçe Heyetleri Ayrımı: Geçmiş yıllardaki il/ilçe parasal sınır ayrımı büyük ölçüde kaldırılmış, yetki paylaşımı idari sınırlara göre düzenlenmiştir. Büyükşehir statüsündeki illerde dahi 186.000 TL’ye kadar olan başvurular ilçe heyetlerine yapılabilmektedir.
2.2. 186.000 TL Üzerindeki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Şartı
Uyuşmazlık bedelinin 186.000 TL’yi aştığı durumlarda (örneğin lüks segment sıfır araç veya konut uyuşmazlığı), görevli merci Tüketici Mahkemeleridir. Ancak, 2026 düzenlemeleriyle birlikte, mahkemeye gitmeden önce Arabuluculuk kurumuna başvuru “dava şartı” olarak korunmuştur.
- Yenilik: 2026 yılı itibarıyla, satıcılar ve sağlayıcılar, ön bilgilendirme formlarında tüketicinin 186.000 TL üzerindeki uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurması gerektiği bilgisini açıkça yazmak zorundadır. Bu, tüketicinin usul hatası yapmasını engellemeyi amaçlayan bir “aydınlatma yükümlülüğü”dür.
2.3. Başvuru Usulleri ve Dijitalleşme (TÜBİS)
Fiziksel başvuru (kaymakamlığa gitme) halen mümkün olsa da, asıl mecra Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) olmuştur. e-Devlet kapısı üzerinden erişilen bu sistem, evrak yükleme, dosya takibi ve karar tebliği süreçlerini tamamen dijitalleştirmiştir.
TÜBİS Başvuru Adımları:
- Kimlik Doğrulama: e-Devlet şifresi, mobil imza veya internet bankacılığı ile sisteme giriş.
- Taraf Bilgileri: Şikayet edilen firmanın MERSİS numarası veya Vergi Kimlik Numarası (VKN) üzerinden otomatik sorgulama. Bu özellik, tebligatın doğru adrese yapılmasını sağlayarak sürecin uzamasını engeller.
- Uyuşmazlık Tutarı: Sisteme girilen tutar, yetkili heyeti (İl/İlçe) otomatik belirler.
- Delil Sunumu: Fatura, fiş, sözleşme, servis formu, fotoğraflar ve yazışmaların (WhatsApp, e-posta dökümleri) taranarak sisteme yüklenmesi zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca “iddia eden iddiasını ispatla mükelleftir” kuralı burada da geçerlidir.
3. Mesafeli Sözleşmelerde (E-Ticaret) 2026 Düzenlemesi
E-ticaret hacminin toplam perakende içindeki payının artması, bu alandaki tüketici sorunlarını çeşitlendirmiştir. 2022-2025 yılları arasında sürekli ertelenen ve tartışılan düzenlemeler, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla kesinleşerek yürürlüğe girmiştir. Bu yeni dönem, tüketiciler için “altın çağ” olarak nitelendirilebilir.
3.1. İade Kargo Ücreti Sorunsalı: “Satıcı Öder” Kuralı
Yıllardır süregelen “İade kargo ücretini kim öder?” tartışması, 24 Mayıs 2025 tarihli Yönetmelik değişikliği ile son bulmuştur. 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli olmak üzere; cayma hakkının kullanılması durumunda iade kargo masrafları satıcıya aittir.
- Önceki Durum: Önceki taslaklarda, “keyfi” iadelerde kargo ücretinin tüketiciye yansıtılması planlanıyordu. Ancak Ticaret Bakanlığı, tüketici mağduriyetlerini ve e-ticaretin güvene dayalı yapısını gözeterek bu plandan vazgeçmiştir.
- Mekanizma: Tüketici, cayma hakkını kullandığını bildirdiği andan itibaren 14 gün içinde ürünü geri göndermelidir. Satıcı, ön bilgilendirme formunda “anlaşmalı kargo şirketi” bilgisini vermişse, tüketici bu şirketle ürünü ücretsiz gönderebilir.
- İstisna Yokluğu: Satıcı, “Kampanyalı üründü, kargo size ait” veya “İade kargo ücreti alıcıya aittir” şeklinde ibareler koysa dahi, bu ibareler Kanun’un emredici hükümlerine aykırı olduğu için geçersizdir (batıldır). Tüketici bu ücreti ödemek zorunda değildir.
3.2. Elektronik Ürünlerde Cayma Hakkının İadesi
2023-2024 döneminde cep telefonu, akıllı saat, tablet ve bilgisayarların “cayma hakkı istisnaları” arasına alınması gündeme gelmiş ve geçici olarak uygulanmıştı. Bu durum, tüketicilerin paketi açılmış teknolojik ürünleri iade edememesi sonucunu doğurmuştu.
Ancak 2026 düzenlemesiyle geri adım atılmış ve bu ürünler yeniden cayma hakkı kapsamına alınmıştır.
- Uygulama: Tüketici, internetten aldığı bir cep telefonunun paketini açıp, sim kart takıp (mutat kullanım sınırları içinde) inceledikten sonra, 14 gün içinde hiçbir gerekçe göstermeksizin iade edebilir. Satıcı, “Kutusu açıldı, ikinci el statüsüne düştü” diyerek iadeyi reddedemez.
- Mutat Kullanım Sınırı: Burada kritik kavram “olağan gözden geçirme”dir. Telefona hasar verilmesi, çizilmesi veya yazılımına müdahale edilmesi durumunda tüketici, meydana gelen değer azalmalarından sorumlu tutulabilir.
3.3. Kargo Hasarları ve Teslimat Sorumluluğu
Mesafeli sözleşmelerde, ürün tüketiciye teslim edilene kadar tüm hasar ve kayıptan satıcı sorumludur. Tüketicinin kargo şirketiyle herhangi bir sözleşmesel ilişkisi bulunmamaktadır.
- Kayıp Kargo: Kargo şirketi paketi kaybederse, tüketici muhatap olarak satıcıyı alır. Satıcı, “Kargoya verdim, onlarla görüşün” diyemez; bedel iadesini derhal yapmak zorundadır.
- Hasarlı Teslimat: Tüketici, paketi teslim alırken ezik, yırtık kontrolü yapmalı, mümkünse tutanak tutturmalıdır. Ancak tutanak tutulmasa dahi, ürünün ayıplı olduğu ispatlanabiliyorsa (fotoğraf, video vb.) tüketici hakları saklıdır.
4. Fiyat Etiketleri ve Hizmet Sektörü Düzenlemeleri
Tüketicilerin günlük hayatta en sık karşılaştığı sorun restoran, kafe ve pastane hesaplarındaki ek ücretlerdir. 2026 yılında Fiyat Etiketi Yönetmeliği’nde yapılan kritik bir değişiklikle bu sorunun önüne geçilmek istenmiştir.
4.1. “Servis Ücreti” ve “Kuver” Düzenlemesi (Madde 8/6)
Ticaret Bakanlığı tarafından Fiyat Etiketi Yönetmeliği’nin 8. maddesine eklenen 6. fıkra, hizmet sektöründeki keyfi fiyatlandırmaları engellemeyi amaçlamaktadır.
Hüküm Analizi: “Tarife ve fiyat listesinde gösterilen fiyatların dışında herhangi bir isim altında başka bir ücret alınması halinde, bunun tarife ve fiyat listesinde gösterilmesi zorunludur. Ancak lokanta, kafe, restoran, pastane ve benzeri yiyecek ve içecek hizmeti sunulan işyerlerinde 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 51 inci maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla; tüketiciden servis ücreti, masa ücreti, kuver ücreti ve benzeri herhangi bir isim altında ilave ödeme talep edilemez.”
Yönetmelik, ilave ödemeleri kısıtlamıştır. Yani işletme, personel maaşını tüketiciye yansıtacak şekilde keyfi “masa ücreti” veya “müzik ücreti” adı altında, menüde olmayan bedelleri talep edemez. Tüketiciler, adisyonda menüde yazmayan kalemler gördüklerinde ödemeyi reddetme ve Alo 175 veya CİMER üzerinden şikayet etme hakkına sahiptir.
5. Ayıplı Mal ve Hizmetlerde Tüketici Hakları Rejimi
6502 sayılı Kanun’un 8. ve devamı maddeleri, “Ayıplı Mal” kavramını düzenler. Ayıp, sadece ürünün bozuk olması değil; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda belirtilen özellikleri taşımaması veya satıcının vaat ettiği niteliklere aykırı olması durumudur.
5.1. Tüketicinin Dört Seçimlik Hakkı (Kanun m. 11)
Malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde tüketici, satıcıya karşı şu dört haktan birini dilediği gibi kullanabilir. Satıcı, tüketicinin seçimine müdahale edemez (örneğin “para iadesi yapamayız, tamir edelim” diyemez) :
- Sözleşmeden Dönme (Para İadesi): Ürünü iade edip bedelin tamamını geri alma hakkıdır.
- Satış Bedelinden İndirim: Ayıp oranında indirim isteme hakkıdır. (Örneğin, mobilyanın arkasında görünmeyen bir çizik varsa, %10 indirim talep edilebilir).
- Ücretsiz Onarım: Tüm masrafları satıcıya ait olmak üzere tamir hakkıdır.
- Misli ile Değişim: Ürünün ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi hakkıdır.
5.2. Otomotiv Sektöründe “Misli ile Değişim” ve “Değer Kaybı”
Otomotiv sektörü, yüksek bedelli işlemler olması nedeniyle ayıplı mal uyuşmazlıklarının en yoğun yaşandığı alandır. Yargıtay’ın 2024 ve 2025 tarihli kararları, bu alanda tüketiciyi koruyan içtihatları sağlamlaştırmıştır.
- Araçlarda Gizli Ayıp: Bir araçta, üretim kaynaklı bir hata (motor arızası, şanzıman sorunu, boya hatası) çıkarsa ne olur? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“YHGK”), “araçtan beklenen fayda” ilkesini esas alır. Bu durumda, onarım masrafı düşük olsa bile (örneğin sadece bir parça değişimi), tüketicinin güvenliği sebebiyle misli ile değişim (sıfır araç verilmesi) hakkını kullanabilir. Satıcı, “tamir ettim, sorun kalmadı” savunmasıyla değişim talebini reddedemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/259 E. , 2025/594 K. :
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2023/278 E., 2023/503 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve
2022/6935 Esas, 2022/8760 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki ayıplı malın misli ile değiştirilmesi, onarım ya da bedelin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili, müvekkilinin 19.06.2012 tarihinde davalı …den (… A.Ş.) 2012 model … … Comfort Extra marka araç satın aldığını, aracın garanti süresinin bedel ödenerek uzatıldığını, kullanma kılavuzuna uygun olarak kullanıldığını, her türlü bakımın … servisinde yaptırıldığını, ancak iki yıl sonra km olarak garanti süresi henüz dolmadan yağ lambasının yandığını ve müvekkilinin aracı derhâl davalı şirkete götürerek yenisi ile değişimini talep ettiğini, davalı şirketin yaptığı incelemeler neticesinde 60.000 km bakımında aracın yeniden kontrol edileceğinin belirtildiğini, 60.000 km bakımında da aracın arızasının 68.000 km’de yapılacak kontrolde tespit edilebileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin belirtilen sürelere uyduğunu ve davalılar tarafından tüm kontroller yapıldıktan sonra müvekkiline motor bloğunun komple değiştirilmesi gerektiğinin bildirildiğini, aracın yenisi ile değişimi talebinin kabul edilmediğini, üretici hatasından oluşan bu durumun araçtan beklenen faydayı azalttığını, aynı zamanda aracın maddi ve ekonomik değerinde kayba sebebiyet verdiğini, motor bloğunun komple değiştirilmesinin aracı tam manasıyla eski hâline ve değerine getirmeyeceğini ileri sürerek terditli şekilde dava konusu aracın öncelikle ayıpsız misli ile değişimine, bunun mümkün olmaması hâlinde aracın ücretsiz onarımı ve ayıp oranında indirim yapılarak bu bedelin faizi ile ödenmesine aksi hâlde aracın iadesiyle müvekkilinin ödediği bedelin aksesuar bedelleri dahil olmak üzere faiziyle iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı …Ş. (… A.Ş.) vekili, dava konusu araç nedeniyle 19.06.2012 tarihinde davacıya iki yıl/60.000 km garanti verildiğini, ücretsiz onarım taahhüdünün ise üç yıl/100.000 km’ye kadar geçerli olduğunu, bu durumda araç için verilen garanti süresinin 19.06.2014 tarihinde dolduğunu, bu süre içerisinde ayıp ihbarında bulunulmadığından ya da dava açılmadığından eldeki davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava konusu araç ile birlikte verilen kullanıcı el kitapçığında aracın azami olarak 1000 km’de bir litre yağ eksiltme yapabileceğinin belirtildiğini, bunun arıza olmadığını, tüm motorların kullanım şartlarına ve kullanıcıya göre bir miktar yağ eksilteceğini, yağın kontrolü ile gerektiğinde tamamlanmasının kullanıcının sorumluluğunda olduğunu, davacı kullanımındayken aracın maddi hasarlı kazalar geçirdiğini, bu nedenle araçtaki değer kaybının belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle, bu olmadığı takdirde araçta bir ayıp bulunmaması, maldan yararlanamamanın söz konusu olmaması ve davacının maddi zararının bulunmaması nedeniyle esastan davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı … A.Ş. vekili, davacının müvekkiline 46.618 km’de sadece kablo tesisatı onarımı yaptırdığını, yağ yakma şikayetinin belirtilmediğini, aracın 30.04.2013 tarihinde sol taraftan ağır bir kaza geçirdiğini, bu nedenle misli ile değişime uygun olmadığını, boyanan ve değişen parçalardan dolayı değerinin azaldığını, davacının servis kayıtlarında arıza olmayan yağ ikaz lambasının yandığının görüldüğünü, üretim hatasına dayalı misli ile değiştirme yahut bedel iadesi talebi için öncelikle davacı aracında bir arıza olması veya zarar görmesi ya da yağ yakma sebebiyle araçtan umulan faydanın elde edilememesi gerektiğini ancak böyle bir tespit olmadığı gibi aracın üç yılı aşkın süredir 80.000 km’yi aşacak şekilde sorunsuz olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı
7. Ankara 16. Tüketici Mahkemesinin 22.03.2016 tarihli ve 2015/94 Esas, 2016/630 Karar sayılı kararı ile; dava konusu araçta yağ eksilmesinin ideal miktarın üzerinde olduğu, aracın km’si arttıkça yağ yakımının artacağı dolayısıyla süreç içinde yakıt yakımı arttığı gibi aracın performansının da düşeceği, ikinci el araç piyasasında değer kaybedeceği, dava konusu araçta üretimden kaynaklı gizli ayıp olduğundan ayıpsız misli ile değişim koşullarının oluştuğu, davacının seçimlik haklarından yenisi ile değişim hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirildiğinde aşırı bir dengesizliğe neden olmayacağı, araç davacı uhdesinde iken hasara uğradığından araçta meydana gelen değer kaybından davacının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 3.971,67 TL değer kaybının ve aracın davalıya iadesine, aracın ayıpsız misli ile değişimine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 18.12.2018 tarihli ve 2016/14023 Esas, 2018/12275 Karar sayılı kararı ile; “…İlk derece yargılama makamı, mütalaasına başvurulan bilirkişi raporu görüşüne de dayanarak; aracın yağ eksiltmesine ilişkin ilk şikayetini 60.000 km periyodik bakım formunda dile getirdiği, 02.06.2014 tarihinde 63.368 km’de bulunan aracın 5.000 km sonra kontrol için geri getirilmesinin yetkili servisçe talep edildiği, 04.07.2014 tarihli servis formunda 68.400 km’de bulunan araca “aracın yağı tamamlandı eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerekiyor” açıklamasının yetkili servisçe belirtildiği, akabinde 20.05.2015 tarihinde araca 90.000 km periyodik bakım için geldiğinde 94.359 km’de iken intercooler sisteminin değiştirildiği, dava konusu araçtaki yağ eksilme şeklinin motor içinde yağın yanması suretiyle olduğu, yağ eksiltmesinin ideal yağ eksiltme miktarının üzerinde olduğu, yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği yada servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı, tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediği, aracın kilometresi arttıkça yağ yakmanın artacağı dolayısı ile süreç içinde yakıt artışı arttığı gibi aracın performansında da düşme olacağı, ikinci el araç piyasasında değer kaybı olacağı, dava konusu aracın üretimden kaynaklı olarak gizli ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü cihetine gitmiş ise de; dosya içerisindeki servis iş emirlerinin incelenmesinde, aracın davacı tüketici tarafından satın alındıktan sonra ilk olarak 63.368 km de iken, aracın periyodik bakımı esnasında yağ eksiltme problemi şikayetinin yapıldığı, bunun üzerine periyodik bakımda yağ eklemesi yapılıp 5000 km sonra kontrol edilmesi kararı alındığı daha sonra araç 68.400 km de iken “eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerektiğinin tespiti” notunun düşüldüğü, bu aşamada araca bir tamir işlemi yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, daha sonra tüketici tarafından 10.000 km periyodik bakım aralıkları boyunca yağ yakma şikayetinin dile getirilmeyerek aracın 94.359 km ye kadar kullanılmaya devam edildiği, araç bu kilometrede iken değişimi yapılan “intercooler” parçasının ise aracın farklı bir parçasına ilişkin olup, yağ yakma sorunu ile ilgisi bulunamayacağı, davacı tüketicinin aracın satın alındığı 19.06.2012 tarihinden, araç üzerinde işlem yapılan son tarih olan 20.05.2015 tarihine kadar aracın ayıplı olduğu iddiasının temelini oluşturan yağ eksiltme problemine ilişkin tek bir şikayeti olmuş, var ise bu arıza giderilmiş, tüketici tarafından da araç kullanılmaya devam edilerek onarım kabul görmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hazırlanmasında bilirkişi, dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle rapor hazırlamış olup, aracın bu problemine ilişkin halihazırda devam eden bir arıza/ayıp olup olmadığının tespiti de yapılmamıştır. Yine rapor karşısında davalı taraflarca itirazlar da ileri sürülmüş olup, bu itirazlar da karşılanmamıştır. Bu haliyle dosya içerisindeki bu rapora dayalı olarak hüküm kurulamayacağı gibi bu rapora dayalı hükmün temyiz denetimi de yapılamaz. O halde, mahkemece, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, yukarıda işaret edilen noktalar bakımından, teknik verileri gösterir, bu verileri yorumlar mahiyette ve bu yorumların nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı ve bu nedenle eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı
10. Ankara 12. Tüketici Mahkemesinin 21.03.2022 tarihli ve 2019/137 Esas, 2022/83 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; bilirkişi kurulu raporlarında tespit edildiği üzere araçta onarıma rağmen üretimden kaynaklı gizli ayıbın ve motorun maksimum değerler üzerinde yağ eksiltme probleminin devam ettiği, araçla daha önce hasarlı kaza yapılması, model yılı ve ulaştığı km ile özellikle gizli ayıbın motor değişimi ile giderilebileceği gözetildiğinde aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine ilişkin seçimlik hakkın kullanılmasının orantısız olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalı şirketten satın aldığı araca ait motorun ücretsiz olarak orijinal yenisi ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
12. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve 2022/6935 Esas, 2022/8760 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere göre davalıların temyiz itirazlarının tümden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklı misli ile değişim talebine ilişkindir. Dava konusu aracın satım tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ancak, kanun tarafından korunan sözleşme taraflarından tüketicinin yanında, kurulacak hükmün sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerekir. Ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tespit edilmesi zorunludur. Bu bağlamda davacının kullanmış olduğu seçimlik hakkın davalı açısından hakkaniyete aykırı olup olmadığının tespitinde bilirkişi raporu dikkate alınacaktır. HMK’nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir.
Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiş ve bozma doğrultusunda oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarda özetle; araca 180.622 km’de iken 3.9 litre yağ eklemesi yapıldığı, 20.12.2019 tarihinde … servisinde aracın 183.792 km’de olduğu ve yağ eklemesi üzerine 3.170 km yapmış olduğu ve aracın yağ ölçümünde 3.5 litre motor yağı olduğunun (0.4 litre yaktığı) tespit edildiği, bu tespit ile söz konusu aracın 10.000 km servis aralığı için toplamda 1,26 litre yağ yakacağı, dolayısıyla (0,4 lt/3,9 lt)x 100= 32,35 hesabı ile araca konulan yağın periyodik bakımlar arasında %32,35 miktarının yakılacağı, bu seviyede yağ azalmasının motorda olumsuzluklara sebep olacağı ve bu seviyede yağ yakmanın genel koşullarda normal kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla söz konusu aracın ayıplı olduğu, davacı yanın aracını düzenli aralıklarla periyodik bakım için yetkili servise getirdiği ve yetkili servisçe her 10.000 km’de eksilen yağın tamamlandığı ancak aracın yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği/ ya da servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı/tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediğinin ortada olduğu, araçtaki problemin imalattan kaynaklı gizli ayıp niteliğinde olduğu, aracın motorunun sıfır motor ile değiştirilmesi ile araçtaki ayıbın giderilebileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Dosyaya kazandırılan raporlar ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp olduğu, ayıptan davalıların sorumlu olması gerektiği, söz konusu ayıbın niteliği, araçtaki ayıbın ancak aracın motorunun yenisi ile değiştirilmesi yolu ile giderilebileceği ve arızanın sürücü güvenliği yönünden önemi dikkate alındığında, davacının aracın misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkına öncelik verilerek aracın ayıpsız misli ile değişimi ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının da davalılara iade edilmesi gerektiği değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, hatalı gerekçe ile aracın motorunun sıfırı ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
13. Ankara 12. Tüketici Mahkemesinin 13.10.2023 tarihli ve 2023/278 Esas, 2023/503 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu aracın gizli ayıp teşkil edecek şekilde motorunun normalden fazla yağ yaktığı hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme olmayan somut olayda, aracın ayıpsız misli ile değişimine ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının davalılara iade edilmesine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “ayıp” kavramı üzerinde durmakta yarar vardır.
17. Ayıba ilişkin düzenleme, sözleşme tarihi itibariyle somut olayda uygulanması gereken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesinde yer almaktadır. Maddenin 1. fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.
18. Yine sözleşme tarihi itibariyle uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 194. maddesi ise:
“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.
Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür” şeklinde düzenlenmiştir [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) md. 219 vd.].
19. Görüldüğü üzere; BK’daki ayıp kavramı ile yukarıda açıklanan 4077 sayılı TKHK’nın 4. maddesinde yer alan ayıp kavramları birbiri ile örtüşmektedir.
20. Ayıp; bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların yer almasıdır. Türk Hukuk Lûgatında “Bir malın ya da hizmetin maddi (bir malın niteliklerindeki eksiklik), hukukî (bir malda üçüncü kişilerin ayni hak iddiası) veya ekonomik niteliklerindeki eksiklikler olup genel olarak malın ya da hizmetin değerini veya malda ya da hizmetten beklenen yararları ortadan kaldıran ya da önemli ölçüde azaltan eksikliklerdir” şeklinde tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 106). Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında satılan malın hangi özellikleri içerdiği konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımni anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre malın taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır.
21. Satılan maldaki ayıp açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır.
22. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde malın ayıplı olması hâlinde alıcının seçimlik haklarının nelerden ibaret olduğu belirtilmiş olup tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm veya yaralanmaya yol açan ve kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hâllerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.
23. Yukarıda bahsedildiği üzere TKHK, tüketicinin ayıp nedeniyle doğan seçimlik haklarının kullanılması açısından herhangi bir sınır içermemekte ve ayıbın varlığı hâlinde tüketici seçimlik haklarından istediğini tercih edebilmektedir. Ancak bazı durumlarda taraflar arasındaki ayıba ilişkin ihtilâfın çözümünde Kanun’un öngördüğü bu serbest tercih imkânı, somut olayın özellikleri dikkate alındığında adaletli bir sonuca ulaşılmasını engelleyebilir.
24. Nitekim, bu gibi durumlar sonradan yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK’un hazırlanmasında dikkate alınan Avrupa Parlamentosu ve Konseyi 25.05.1999 tarihli ve 1999/44/EC sayılı Tüketici Mallarının Satımının ve İlgili Garantilerin Bazı Yönleri Hakkında Yönergesi’ne de konu olmuş, Yönerge’nin 3/6. maddesinde ayıbın önemsiz olması hâlinde tüketicinin sözleşmeden dönemeyeceği belirtilmiştir. Yine 6502 sayılı TKHK’un 11/3. maddesinde bulunan “Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır” hükmü de bu konudaki ihtiyaca yöneliktir (Hukuk Genel Kurulunun 23.09.2020 tarihli ve 2017/13-633 Esas, 2020/663 Karar sayılı kararı).
25. Yine bu kapsamda; genel hükümlerde, satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin olarak BK’nın 202. maddesi (TBK md. 227) önem taşımaktadır. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkimin, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebileceği düzenlenmiştir.
26. Bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tüketicinin tercihi, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme gelecektir. Son dönemde alınan yargısal kararlarda da (Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli, 2017/13-653 Esas, 2017/1085 Karar; 06.11.2015 tarih, 2015/13-2692 Esas, 2015/2487 Karar sayılı kararları) tüketicinin tercihi yönünde verilecek hükmün hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozar mahiyette olmaması gerekliliğine değinilmiştir.
27. Seçimlik haklarına ilişkin tercihinde tüketicinin serbestliği asıl olduğundan, hak ve nesafet dengesinin gözetiminde somut olayın özelliklerinin titizlikle değerlendirilmesi gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır.
28. Somut olayda, satın alınan aracın normal sınırlar üzerinde yağ yaktığının ve bu durumun gizli ayıp teşkil ettiğinin hükme esas alınan bilirkişi raporlarıyla tespit olunduğunu, aşamalarda kesinleşen bu hususun Hukuk Genel Kurulu incelemesi dışında kaldığını belirtmekte fayda vardır.
29. Bu tespitten sonra yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tüketici engelli raporuyla 19.06.2012 tarihinde satın aldığı sıfır km aracın iki yıl kullanımı sonrasında yağ yakma lambasının yanması üzerine durumu davalıya bildirmiş, yapılan çeşitli kontroller neticesinde arızanın devam etmesi ve davalılara yaptığı başvurulardan sonuç alamaması nedeniyle aracın ayıpsız misli ile değişimi isteğiyle eldeki davayı açmıştır. Her ne kadar Mahkemece aracın model yılı, km’si, daha önce hasarlı kazasının bulunması, söz konusu ayıbın motor değişimi suretiyle giderilebileceği hususları dikkate alınarak aracın ayıpsız misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkın kullanılmasının orantısız olacağı, bunun yerine ücretsiz onarım ile araçtaki ayıbın giderilmesinin hakkaniyete daha uygun düşeceği değerlendirilerek karar verilmiş ise de; davacının aracını 2012 yılında sıfır km aldığı, iki yıl sonra ortaya çıkan gizli ayıptan dolayı yaptığı başvurulardan yaklaşık bir yıl sonuç alamaması üzerine 2015 yılında eldeki davayı açtığı, yargılama sırasında geçen süreden ve dolayısıyla bu süreçte aracın artan km’sinden tüketicinin sorumlu tutulmaması ve durumun aleyhine yorumlanmaması gerekir. Tekrarlayan arıza nedeniyle araçtan faydalanamamanın süreklilik arz ettiği, aracın standart olarak belirlenen süresinden önce motoruna yağ ilavesine ihtiyaç duyduğu sabittir. Dizel motora sahip araçtaki yağ eksiltme problemine bağlı olarak piston ve contaların deforme olması, piston sekman uyuşmazlığına ve aşınmasına sebep olabileceği, aracın km’si arttıkça yağ yakmanın artacağı dolayısı ile süreç içinde yakıt yakımının arttığı gibi aracın performansında da düşme olacağı, aracın motor ömrünün azalarak güç kaybı yaşanmasının da olası olduğu bilirkişi raporunda açık bir şekilde belirlenmiştir. Araçtaki yağ yakma problemi motorun yenisi ile değiştirilmesi ile giderilebilse de aracın değer kaybına uğrayacağı açıktır. Oysa ki tüketici sıfır km aracı hiçbir sorun yaşamamak adına daha fazla ücret ödeyerek satın almaktadır. Ayıbın varlığı hâlinde tüketici kural olarak seçimlik haklarından istediğini tercih edebileceğine ve ilk tercihi ayıpsız misli ile değişim olduğuna göre satıcı, tüketicinin talebini yerine getirmekle yükümlüdür. Dosya kapsamı itibariyle bu talebin orantısız veya hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğundan da bahsedilemez.
30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının aracı satın aldıktan sonra 180.000 km kadar kullandığı, araçta esaslı bir hata olsaydı davacının bu hâliyle bu kadar uzun mesafe kullanamayacağı, ayrıca yeni nesil motorlarda yağ yakmanın normal bir durum olduğu, davacının aracın ayıpsız misli ile değişimini istemesinin hakkın kötüye kullanımı teşkil ettiği, motorun ücretsiz yenilenmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
31. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesinin atfı dikkate alınarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.
- İkinci El Araçta Kilometre Düşürme (KM Dolandırıcılığı): İkinci el piyasasında kilometre düşürme eylemi, hem hukuki hem cezai sorumluluk doğurur.
Hukuki Sorumluluk: Satıcı (galerici veya şahıs), “Ben de bilmiyordum, böyle aldım” diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, satıcının ayıbı bilmese dahi sorumlu olduğuna hükmetmiştir. Tüketici, gerçek kilometre ile düşürülmüş kilometre arasındaki fark kadar tazminat (değer kaybı) talep edebilir.
Cezai Sorumluluk: KM düşürme eylemi, TCK kapsamında “nitelikli dolandırıcılık” suçunu oluşturur. Tüketiciler savcılığa suç duyurusunda bulunarak satıcının cezalandırılmasını sağlayabilir.
6. Abonelik Sözleşmeleri: Taahhüt ve Cayma Bedeli
GSM operatörleri, internet servis sağlayıcıları ve dijital yayın platformları ile yapılan “taahhütlü” abonelik sözleşmeleri, fesih süreçlerinde tüketicilerin en çok mağdur edildiği alanlardan biridir.
6.1. Cayma Bedelinin Yasal Sınırı
Tüketiciler, taahhüt süresi dolmadan sözleşmeyi feshetmek istediklerinde “Cayma Bedeli” adı altında yüksek faturalarla karşılaşırlar. Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin 16. maddesi ve Yargıtay kararları burada net bir hesaplama yöntemi öngörür.
Hesaplama Formülü: İşletmeci, fesih anında tüketiciden şu iki tutardan hangisi tüketici lehine ise (düşük olanı) onu talep edebilir:
- Sağlanan İndirimler Toplamı: Aboneliğin başladığı tarihten fesih tarihine kadar tüketiciye sağlanan indirimlerin toplamı.
- Kalan Aylar Toplamı: Taahhüt süresinin bitimine kadar kalan ayların ücret toplamı.
Örnek Senaryo: Tüketici, 24 ay taahhütle aylık 200 TL ödemeyi kabul etmiştir (Normal fiyat 300 TL, aylık indirim 100 TL).
- Senaryo 1 (Erken Fesih): 4. ayda iptal ederse;
- Yararlanılan İndirim: 4 ay x 100 TL = 400 TL.
- Kalan Süre Bedeli: 20 ay x 200 TL = 4000 TL.
- Talep Edilebilecek Tutar: 400 TL (Düşük olan).
- Senaryo 2 (Geç Fesih): 22. ayda iptal ederse;
- Yararlanılan İndirim: 22 ay x 100 TL = 2200 TL.
- Kalan Süre Bedeli: 2 ay x 200 TL = 400 TL.
- Talep Edilebilecek Tutar: 400 TL (Düşük olan).
İşletmeci bu hesaplamanın dışına çıkarak “aktivasyon ücreti”, “modem kullanım bedeli” gibi ek kalemleri fahiş şekilde yansıtamaz.
6.2. Cezai Şartsız Fesih Hakkı (1 Yıl Kuralı)
6502 sayılı Kanun’un 52/4 maddesi, az bilinen ancak çok güçlü bir hak tanır: “Belirsiz süreli veya süresi bir yıldan daha uzun olan abonelik sözleşmesini tüketici, herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin istediği zaman feshedebilir.”. Bu maddeye göre, 24 aylık taahhüt imzalayan bir tüketici, 13. ayda hiçbir cayma bedeli ödemeden sözleşmeden çıkabilir.
7. Finansal Tüketici Hakları ve Özel Okul İadeleri
7.1. Bankacılık: Kredi Kartı Aidatları
Bankaların “Yıllık Üyelik Ücreti” adı altında talep ettikleri aidatlar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu tarafından “haksız şart” olarak değerlendirilmektedir. Tüketiciyle müzakere edilmeden, standart sözleşmelere konulan bu maddeler geçersizdir.
- Geri Alma Yolu: Tüketiciler, geriye dönük 10 yıl içinde ödedikleri aidatları e-Devlet (TÜBİS) üzerinden bankadan talep edebilir. Banka iade etmezse THH kararı ile iade alınır. Bankaların “Size puan verdik, iade yapamayız” savunması hukuken geçerli değildir.
7.2. Özel Okul Ücret İadeleri
Özel okullara yapılan erken kayıtlardan vazgeçilmesi durumunda uygulanacak kesinti oranı, MEB Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği ve Yargıtay kararlarıyla belirlenmiştir.
- Kural: Eğitim yılı başlamadan önce ayrılan öğrenciden yıllık ücretin en fazla %10’u kesilebilir. Kalan tutar iade edilmelidir.
- Mücbir Sebep: Hastalık, velinin şehir değiştirmesi veya okulun taahhüt ettiği eğitimi verememesi (ayıplı hizmet) durumunda, %10’luk kesinti dahi yapılamaz; ücretin tamamı iade edilmelidir.
8. Devre Mülk ve Gayrimenkul Mağduriyetleri
Devre mülk sektörü, “bedava tatil” vaadiyle tüketicilerin tesislere götürülüp psikolojik baskı altında sözleşme imzalatılmasıyla bilinir. Devre mülk, bir taşınmaz mülkiyet hakkıdır (Kat Mülkiyeti Kanunu). Bu nedenle sözleşmenin resmi şekilde (Tapu Müdürlüğü’nde veya Noter’de) yapılması zorunludur.
- Adi Yazılı Sözleşme: Otel lobisinde, satış ofisinde alelade kağıda imza atılarak yapılan “adi yazılı” sözleşmeler hukuken geçersizdir.
- Sonuç: Sözleşme geçersiz olduğu için, tüketici aradan yıllar geçse bile ödediği parayı faiziyle geri isteyebilir, imzaladığı senetleri iptal ettirebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2024/241 sayılı kararı, tapu devri yapılmamış adi yazılı sözleşmelerin geçersizliğini kesin hükme bağlamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/501 E. , 2024/241 K. :
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2022/220 E., 2022/998 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.11.2021 tarihli ve
2021/5461 Esas, 2021/11747 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı … kendi adına asaleten diğer davacı adına vekâleten verdiği dava dilekçesinde; 2011 yılında imzalanan satış vaadi sözleşmeleriyle davalının inşa edeceği projeden devre mülk satın aldıklarını, sözleşmelerde devre mülklerin 2013 yılında teslim edileceğinin taahhüt edildiğini ancak aradan geçen zamana ve ısrarlı taleplerine rağmen teslim gerçekleşmediği gibi ikâme tatil hakkı da sağlanmadığını, emsal kira araştırmalarında söz konusu devre mülkün getirebileceği kirayı 3.000,00 TL olarak tespit ettiklerini, talep edilmesine rağmen bu bedelin davalı tarafça ödenmediğini ileri sürerek iki devre mülke ilişkin olarak 2013, 2014, 2015 yıllarına ait toplam 18.000,00 TL mahrum kalınan kira bedelinin tazminat olarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı vekili; taraflar arasındaki sözleşmenin resmî şekil şartını haiz olmamakla geçerli kabul edilemeyeceğini, müvekkiline yapılmış herhangi bir ihtar bulunmadığı gibi davacılara defalarca devre tatil teklif edildiğini, teslimdeki gecikmenin ise davalının kusurundan değil resmî prosedürün uzun sürmesinden kaynaklandığını, bu durumun mücbir sebep teşkil ettiğini, geçersiz sözleşmeye dayanılarak talepte bulunulamayacağını, talebin iyiniyetle bağdaşmadığını ve fahiş nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
6. İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesinin 09.06.2016 tarihli, 2015/1654 Esas, 2016/1319 Karar sayılı kararı ile; davacıların ayrı ayrı sözleşmeler ile satın aldıkları devre mülklerin süresinde teslim edilmemesi nedeniyle doğan zarardan davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
7. Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 17.10.2018 tarihli, 2016/21801 Esas, 2018/9528 Karar sayılı kararı ile; davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamasına rağmen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ayrı ayrı hükme bağlanmamasının hatalı olduğu gerekçesiyle sair temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
8. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece 25.01.2021 tarihli, 2019/42 Esas, 2021/116 Karar sayılı karar ile; sözleşmede belirlenen tarihte devre mülkün teslim edilmediği, davalının söz konusu gecikme nedeniyle uğranılan zarardan sorumlu tutulması gerektiği, her ne kadar sözleşme şekil şartına uyulmamakla geçersiz ise de bu geçersizliğin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği ancak tüketici tarafından ileri sürülebileceği, davacıların sözleşmeden dönmeye ilişkin bir taleplerinin bulunmadığı, mücbir sebep savunmasının da yerinde olmadığı gerekçesiyle her bir davacının talebi için bozmaya uygun şekilde ayrı ayrı hüküm kurmak suretiyle davaların kısmen kabulüne ve 8.814,46’şar TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
9. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.11.2021 tarihli, 2021/5461 Esas, 2021/11747 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, taraflar arasında yapılan devremülk satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak taraflar arasında düzenlenen devremülk satış sözleşmesinin tapuda resmî şekil şartına tabi olmasına rağmen bu şekil şartına uyulmadığından geçersiz olduğu ve geçersiz sözleşme nedeniyle de davacıların kullanamadıkları döneme ilişkin kira bedeli taleplerinin olduğu gözetildiğinde bu taleplerinin kabulü mümkün değildir. Bu durumda, geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle taraflar yalnızca aldıklarını iade ile yükümlüdür. Davacılar, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak cezai şart ve sair taleplerde bulunamaz. Mahkemece, cezai şarta ilişkin bedel talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
11. Mahkemenin 12.10.2022 tarihli, 2022/220 Esas, 2022/998 Karar sayılı kararı ile; ilk karar gerekçesi tekrar edilmek ve sözleşmenin geçersiz olduğu savunmasına rağmen davalının hiçbir aşamada sözleşmenin feshedileceğine dair beyanda bulunmadığı, tarafların ifa edilmesi her an mümkün bir sözleşmeyi ayakta tutmaya devam ettiği ve ifa ile birlikte sözleşmenin geçerli hâle geleceği, davacıların ifayı beklediği, davalının da teslimi gerçekleştirmek arzusunda olduğu, taraf iradeleri bu yöndeyken sözleşmenin tasfiyesi sürecine ilişkin olan sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
12. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; adi yazılı devre mülk sözleşmelerine dayanılarak teslimde gecikme nedeniyle uğranılan zararın tazmini talep edilen somut olayda, resmî şekle aykırılık nedeniyle geçersizliğin dosya kapsamı itibarıyla tüketici aleyhine ileri sürülmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre tazminat talebinin reddedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce konuyla ilgili kavram ve hükümlerin ortaya konulması faydalı olacaktır.
15. Yürürlük tarihi itibarıyla somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 11 inci (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 12 nci) maddesine göre sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için bir şekil öngörülmüşse bu, kural olarak geçerlilik koşuludur ve öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz. Kanunun şekil zorunluluğu öngördüğü hâllerde şekil bir geçerlilik (sıhhat) şartı teşkil eder ve buna uyulmadan yapılan sözleşmelere bağlanan müeyyide emredici nitelikte olduğundan hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınır.
16. Kanun koyucunun şekil şartı öngördüğü sözleşme türlerinden biri de taşınmaz mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerdir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 704 üncü maddesinde taşınmaz mülkiyetinin konusu araziler, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler olarak sınırlanmış ve 705 inci maddenin birinci fıkrasında da taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının tescille olacağı açıkça hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda, tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören her türlü sözleşmenin resmî şekilde yapılması zorunludur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; 818 sayılı Kanun m. 213; 6098 sayılı Kanun m. 217; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60/3; 2464 sayılı Tapu Kanunu m. 26).
17. Somut olayda taraflar 2011 tarihli “Devremülk Satış Vaadi Sözleşmesi” başlıklı adi yazılı evrakla davalının inşa edeceği “Sarot Thermal Palace” da yer alan devre mülklerin satışı için “ön sözleşme” olarak nitelendirdikleri sözleşmeleri imzalamıştır. Söz konusu sözleşmelerde devre mülklerin 2013 yılında tamamlanarak teslim edileceği yazılı olup davacılar bu sürede teslim gerçekleşmediğinden yoksun kaldıkları kira gelirinin karşı tarafça tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
18. Gelinen aşamada devre mülk sözleşmelerine kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.
19. Devre mülk hakkı 634 sayılı Kat Mülketi Kanunu’nun 57-65 inci maddeleri arasında düzenlenmiş ve 57 nci maddede bu hak “Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir” şeklinde tarif edilmiştir.
20. Bir başka anlatımla somut olarak kullanılmaya elverişli bir yapı ya da bağımsız bölümün ortak maliklerinden her birinin yararına bu yapı ya da bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde yararlanma hakkı, ortak mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulursa buna devre mülk hakkı denir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. 1. s. 291).
21. Kanun koyucu 634 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinde “Ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine, bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir” ve 61 nci maddesinde “…bütün hak sahiplerince imzalanan devre mülk sözleşmesi resmi senede eklenir ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilir…” şeklindeki hükümlerle devre mülk hakkının resmî tapu senedinde gösterilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
22. Taraflar arasında devre mülk sözleşmesinin varlığı bu hakkın kurulması için bir ön şart olup taraflarca imzalanarak resmî senede eklenmeyen ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmeyen bir devre mülk sözleşmesinin bağlayıcı niteliği bulunmamaktadır.
23. Somut olayda taraflar arasındaki adi yazılı devre mülk sözleşmelerinin geçerli olmadığı konusunda Özel Daire ve Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
24. Şekle aykırılık nedeniyle geçersiz bir sözleşmenin varlığı hâlinde tarafların hak ve borçları geçerli bir sözleşmenin yarattığı hukuki durumdan elbette farklıdır; geçersiz bir sözleşmeye dayalı olarak taraflar sözleşmenin ifasını yahut ifa karşılığını isteyemezler. Bununla birlikte sözleşme nedeniyle tarafların birbirlerine verdikleri şeylerin de iadesi gerekeceği açıktır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına intikal eden şeylerin iadesi ise sebepsiz zenginleşme hükümleri ve denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde sağlanabilecektir. Hâl böyle olunca; geçersiz sözleşmeye dayalı olarak edimin ifasının talep edildiği davalarda mahkemenin, söz konusu ilke uyarınca ifaya yahut ifa karşılığına değil, çoğun içinde azın da olduğu gözetilerek sözleşme çerçevesinde verilen şeylerin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iadesine hükmetmesi gerekir. Diğer taraftan, geçersiz sözleşmede taraflar sözleşmeye dayalı hak ve borç iddiasında bulunamayacağından sözleşmedeki cezai şart veya sözleşmeye bağlı fer’î taleplerin de kabul edilemeyeceğinde tereddüt olmamalıdır.
25. Eldeki uyuşmazlıkta davacılar sözleşmedeki edimin ifasını yahut ifa karşılığı rayici talep etmemiş, davalının süresinde edimini ifa etmemesi nedeniyle zarara uğranıldığını ileri sürerek rayiç kira bedelleri üzerinden tazminat isteminde bulunmuşlardır. Bu talep bir gecikme tazminatı niteliğindedir. Gecikme tazminatı (818 sayılı Kanun m. 106/2, 6098 sayılı Kanun m.118), alacaklının borcun geç ifa edilmesinden uğradığı zararı karşılamayı amaçlar ve borcun gecikmeden ifa edilmesindeki alacaklı çıkarını sağlamaya yöneliktir. Burada kullanılan zarar kavramı bir tür olumlu (müspet) zarardır ve alacaklının malvarlığının, temerrüde düşülmeden borcun ifa edilmesi hâlinde içinde bulunacağı durumla, gecikmeli ifa sonucunda içinde bulunduğu durum arasındaki farkı ifade eder. Ancak bu hükümler aralarında geçerli bir sözleşmenin bulunması hâlini ve bu hâlde tarafların edimlerini ifa etmemeleri durumundaki hak ve borçlarını düzenler. Geçersiz bir sözleşmede temerrütten bahsedilemeyeceğinden müspet zararın tazmini talep edilemez.
26. Nitekim Özel Daire bozma kararında aynı ilkeye işaret edilmiş olup karar gerekçesinde dava konusu talebin cezai şart olarak yazılmasının maddi hataya dayalı olmakla esasa etkisinin bulunmadığı açıktır.
27. Bu ilkeler kabulünde olmakla birlikte Mahkeme, tüketici hukuku mevzuatı gereği geçersizliğin tüketici aleyhine ileri sürülemeyeceği ve tarafların sözleşmeyi ayakta tutma iradesi varken tasfiye aşamasına ilişkin sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesine dayanmıştır.
28. Temel kanuni düzenleme yukarıda değinilen 634 sayılı Kanun olmakla birlikte devre mülk hakkı konusu, taraflardan birinin tüketici olduğu sözleşmeler bakımından 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve bu Kanun’a dayalı olarak tesis edilen Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliğinde daha kapsamlı şekilde düzenlenmiştir.
29. Mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da bu yöne ilişkin hüküm bulunmazken 6502 sayılı Kanun’da devre mülk, paylı mülkiyet satışı, hisseli gayrimenkul sözleşmesi gibi çeşitli isimler altında imzalanan her türlü sözleşme devre tatil sözleşmesi olarak kabul edilmiştir (6502 s. Kanun, m. 50). Anılan maddenin başlığı devre tatil sözleşmeleri olarak kaleme alınmış olmakla birlikte içeriğine bakıldığında kanun koyucunun tüketiciye devreli tatil imkânı sağlayan her türlü sözleşmenin, mahiyetine uyduğu ölçüde, bu hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekliliğine işaret edildiği açıktır. Yine, 14.01.2015 tarihli Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmetleri Yönetmeliği’nin 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında; devre mülk, dönem mülk, paylı mülkiyet, hisseli gayrimenkul satışı ve benzeri isimler altında yapılan ve tapu tesciline konu edilen satışlara ilişkin sözleşmelerin, bir yıldan uzun süre için kurulmaları ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı tanımaları hâlinde devre tatil sözleşmesi olarak nitelendirildiği görülmektedir.
30. Ek olarak 7392 sayılı Kanun ile 6502 sayılı Kanun’un devre tatil sözleşmelerine ilişkin hükümlerinde önemli değişikler yapılmış ve 1 Nisan 2022 tarihi itibarıyla, bu tarihten sonra yapı ruhsatı alan taşınmazlar için; ön ödemeli (inşaatı devam eden) devre tatil satışı yapılması ve Kat Mülkiyeti Kanunu’na uygun olarak kurulan devre mülk hakkı veren sözleşmeler dışında, tüketicilerle tapu devrine dayalı devre tatil hakkı sunan sözleşme kurulması yasaklanmış, devre mülk sözleşmesi dışındaki devre tatil sözleşmelerinin (şahsi hak sağlayan sözleşmeler) en fazla on yıllık süre için kurulabileceği düzenleme altına alınmıştır.
31. Bunun yanı sıra kanun koyucu 6502 sayılı Kanun’da taksitle satış (m.17), tüketici kredisi sözleşmeleri (m.22), konut finansmanı sözleşmeleri (m.32) ve ön ödemeli konut satış sözleşmeleri (m.47) yönünden şekil şartına uyulmaması hâlinde sözleşmenin geçersiz olduğu iddiasının tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri sürülemeyeceğini de öngörmüş, bu suretle tüketicilerin mağduriyetlerinin önüne geçebilmek için kesin hükümsüz müeyyidesi yerine geçersizliği ileri sürme hakkını sadece tüketiciye tanımıştır.
32. Ne var ki somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki sözleşmeler henüz 6502 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce, 2011 yılında imzalanmış olduğundan söz konusu düzenlemelerin eldeki uyuşmazlığa uygulanamayacağı açıktır.
33. Kural, geçersiz sözleşmelerde edimin ifasının/ifa karşılığının istenememesi olmakla beraber uygulamada bazı istisnai hâllerin varlığı durumunda geçersizliğin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edildiği durumlar da mevcuttur. Bu hususta ilk akla gelen örnek 30.09.1988 tarihli, 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararıdır. Buna göre Kat Mülkiyeti Kanunu’na tâbi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin sözleşme resmî şekil şartını haiz olmamakla geçersiz ise de geçerli bir sözleşme olmamasına rağmen tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanması, buna rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması durumunda olayın özelliğine göre hâkim 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesini gözeterek açılan tescil talebini yerinde görebilecektir. Ne var ki söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararı kapsam itibarıyla farklı hukuki ilişki ve talebe ilişkin olduğundan somut olaya doğrudan uygulanabilir nitelikte değildir. Yine bazı istisnai hâllerde aralarındaki sözleşme geçersiz olmasına rağmen tarafların tüm edimlerini karşılıklı olarak ifa etmesi durumunda sonradan geçersizliğin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği kabul edilebilir. Ancak somut olayda tarafların karşılıklı tüm edimlerini ifa etmesi hâli söz konusu değildir.
34. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki adi yazılı devre mülk sözleşmeleri tapu memurluğu önünde resmî senede eklenmediği ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmediği için geçersizdir ve hukuken hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Bazı hâllerde zorunlu şekil kurallarına aykırılığa bağlanan bu sonuç kanun koyucunun aksi yöndeki açık iradesiyle ya da uygulayıcının Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesi çerçevesinde yaptığı değerlendirme ile bertaraf edilebilir ve bu gibi hâllerde sözleşme geçerli hâle gelmese bile geçerliymiş gibi sonuç doğurabilecektir. Mahkeme de direnme kararında geçersizliğin tüketici aleyhine ileri sürülmesinin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği mümkün olmadığı gerekçesine dayanmıştır. Ne var ki uyuşmazlıkta sözleşme tarihinde yürürlükte olmayan 6502 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı açıktır. Yine, direnme kararında tarafların sözleşmeden dönme yönünde iradelerinin olmadığı, sözleşmenin ayakta olduğu ve ifa ile her an geçerli hâle gelebileceği, bu sebeple de bozma kararında bahsi geçen geçersiz sözleşmelerin tasfiyesi aşamasına dair kuralların uygulanamayacağı belirtilmiştir. Oysa Özel Daire, geçersiz sözleşme nedeniyle tarafların ancak verdiklerini sebepsiz zenginleşme çerçevesinde geri alabileceklerine dair açıklamalara kararında yer vermiş ve fakat devamında davacının bu yönde bir talebinin olmadığını gözeterek davanın reddedilmesi gerektiği yönündeki kesin bozma gerekçesini ortaya koymuştur. Dolayısıyla Mahkemenin sebepsiz zenginleşme hükümlerinin somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığı şeklindeki direnme gerekçesi de dava konusu talebin mahiyeti karşısında isabetsizdir. Geçersizliğin hukuki müeyyidesi olan kesin hükümsüzlük hâlinde sözleşme baştan itibaren hukuken hiçbir hüküm ifade etmeyeceği, tarafları için sözleşmeye uygun davranma yönünde hak ve borç doğurmayacağı için taraflar birbirini ifaya zorlayamayacağından, sözleşmenin süresinde ifa edilmediğinden ve buna dayalı olarak tazmini gerekir bir zarar bulunduğundan bahsedilemez. Bu sebeple Mahkemenin sözleşmenin her an ifa ile geçerli hâle gelebileceği yönündeki gerekçesinde ve davacıların geç teslim nedeniyle kira kaybı tazminatı yönündeki taleplerinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde Mahkeme kararındaki gerekçe ve açıklamalara göre direnme kararının yerinde olduğu ve sair hususlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
36. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararın Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” hükmü gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1 inci maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
15.05.2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
9. Tüketiciler İçin Yol Haritası
- Dijital Arşiv: Tüm alışverişlerde e-fatura, sözleşme ve yazışmaları dijital ortamda (bulut vb.) saklayın. İspatın temeli belgedir.
- Süre Yönetimi: Cayma hakkı için 14 gün, ayıp ihbarı için makul süre, zamanaşımı için 2 yıl (ayıplı mal) kritik sürelerdir.
- Yazılı İletişim: Çağrı merkezleriyle yapılan sözlü görüşmeler ispat zorluğu yaratır. Şikayetlerinizi mutlaka e-posta, KEP veya iadeli taahhütlü mektup ile “yazılı” hale getirin.
- TÜBİS Kullanımı: Hakem heyeti başvurularını bir avukata ihtiyaç duymadan, e-Devlet/TÜBİS üzerinden, evrakları eksiksiz yükleyerek kendiniz yapabilirsiniz.
| Uyuşmazlık Konusu | Parasal Değer | Başvuru Mercii | Başvuru Yöntemi | Kritik Süre |
| Ayıplı Mal/Hizmet | 0 – 186.000 TL | Tüketici Hakem Heyeti | e-Devlet (TÜBİS) | 2 Yıl (Zamanaşımı) |
| Ayıplı Mal/Hizmet | 186.000 TL Üzeri | Arabulucu -> Tüketici Mahkemesi | UYAP / Adliye | 2 Yıl |
| Cayma Hakkı (E-Ticaret) | Tutar Bağımsız | Satıcıya Bildirim | İhtarname / E-posta / KEP | 14 Gün |
| Kredi Kartı Aidatı | 0 – 186.000 TL | Tüketici Hakem Heyeti | e-Devlet (TÜBİS) | 10 Yıl (Geriye Dönük) |
| Devre Mülk İptali | Tutar Bağımsız | Tüketici Mahkemesi | Dava Açma | Zamanaşımı Yok (Geçersizlik) |
10. Sık Sorulan Sorular
S: Tüketici Hakem Heyeti’ne (THH) başvurmak ücretli midir? Kaybedersem masraf öder miyim?
C: Hayır, THH’ye başvurmak tamamen ücretsizdir; herhangi bir harç veya başvuru parası alınmaz. Eğer başvurunuz reddedilirse (tüketici aleyhine karar çıkarsa), dosya masrafı veya bilirkişi ücreti sizden talep edilmez, bu masraflar Ticaret Bakanlığı tarafından karşılanır. Tüketici için tek risk, karşı tarafın avukatı varsa cüzi bir vekalet ücreti çıkma ihtimalidir ancak bu durum hakem heyetlerinde nadirdir.
S: İnternetten aldığım ürünü beğenmedim, iade ederken kargo ücretini ben mi öderim?
C: Hayır. 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olan düzenleme ile, mesafeli satışlarda cayma hakkını kullanmanız durumunda iade kargo masrafları satıcıya aittir. Satıcı “iade kargo alıcıya ait” dese bile bu kural geçersizdir.
S: Uyuşmazlık bedeli 200.000 TL, Hakem Heyeti’ne gidebilir miyim?
C: Hayır. 2026 yılı için THH başvuru üst sınırı 186.000 TL‘dir. 200.000 TL’lik bir uyuşmazlık için (örneğin araç veya devre mülk) önce Arabulucuya başvurmanız, anlaşamazsanız Tüketici Mahkemesi’nde dava açmanız gerekir.
S: Restoranda gelen hesapta “Kuver” ve “Servis Ücreti” yazıyor, ödemek zorunda mıyım?
C: Hayır. Ticaret Bakanlığı tarafından Fiyat Etiketi Yönetmeliği’nin 8. maddesine eklenen 6. fıkra, hizmet sektöründeki keyfi fiyatlandırmaları engellemiştir. Tüketiciden servis ücreti, masa ücreti, kuver ücreti ve benzeri herhangi bir isim altında ilave ödeme talep edilemez.
S: İkinci el araç aldım, kilometresi düşürülmüş. Satıcı “ben de bilmiyordum” diyor, ne yapabilirim?
C: Satıcının bilip bilmemesi hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu durum “gizli ayıp” niteliğindedir. Satıcıdan araçtaki değer kaybını talep edebilir, kabul etmezse Tüketici Mahkemesi’nde dava açabilir ve ayrıca “dolandırıcılık” suçundan savcılığa suç duyurusunda bulunabilirsiniz.
Bu blog yazımız, 2026 yılı itibarıyla yürürlükte olan mevzuat, yargı kararları ve resmi tebliğler esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçerikte yer alan bilgiler hukuki mütalaa veya profesyonel tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık, somut olayın kendine özgü koşullarına, delil durumuna ve güncel yargı uygulamalarına göre farklılık gösterebilir. Hak kaybı yaşamamak ve yasal süreçlerinizi doğru yönetebilmek adına, elinizdeki bilgi ve belgelerle birlikte uzman bir avukata danışmanız önemle tavsiye olunur.